Rembetika

İzmir’in dalgaları vurur suyun öte yanındaki Pire limanına…

Üsküdar’ın rüzgârları taşır Pera’nın kokusunu Atina’ya…

Ud, kanun ve bağlama…

Budur Rembetika…

Doğunun melodisinin Batıya azar azar taşınmış,

ve belki de

hiç taşınamamış halidir…

 

Her şey Yanya’da otobüs beklerken bir kahveye girmemle başladı… Arnavut ve Yunan kültürleriyle yoğrulmuş bu şehir kulağımıza ne denli aşınadır: Yanyalı ismiyle başlayan ne çok sima vardır tarih kitaplarımızda… Yanya’dan Selanik’e giden otobüsün kalkmasına 2 saat varmış. Beklerken girdim kahvehaneye… Kahvehane derken gerçekten de kahvehane yani. Kafe, café filan değil!  Bizim 80’li yıllarda kasaba terminallerindekiler gibi, biraz eski, duvarları bakımsız, ortalarına üç beş masa atılmış bir mekan.

Sabah henüz kahvaltı vakti, ne yerim, ne yerim diye bakınırken bir de ne göreyim? Börek! Şimdi  Türkiye’den okuyanlar için “börekten bol ne var?”  ruh hali hakim olduğundan bunu yazıyı anlamaları zor ama benim gibi bir buçuk sene börek yemediyseniz işler değişir. Binlerce kilometrelik yolun 3’de 2’sinde ne böreği ne baklavayı ne de kahvehaneyi görememişken birden bire hepsini aynı yerde bulunca mal bulmuş Mağribî gibi sevince kapılırsınız… Benim gibi… Her ne kadar çaylar Liptonsa da, semaveri hoş gördük artık.

İşte ondan sonra iki kültürün ortak yanları ilgimi çekmeye başladı.

Rembetika bu kültürlerin ezgilerde buluşmasıdır. Nihavend Gazel’in “Aman” sesleri Selanik’te, İzmir’de, İstanbul’da kafe Amanlar yarattıysa bu kültür hepimizindir. Rumların, Türklerin ve tüm Anadolu halklarının müziklerinin ve tarihlerinin buluşmasıdır.

  üstte Üsküdar’a gider iken Rumca versiyonu…

Rembetika, kelime anlamı itibariyle “alt sınıf”lara  ait Rumca şarkılar olarak bilinse de  tarihsel gelişimi hiç de öyle olmamıştır.

Değişik kaynaklardan yaptığımız araştırmalarda, bilhassa mübadele yıllarını müteakiben Türkiye’den Yunanistan’a göçen Rumların, ayrılık, gurbet, aşk, hapis, tekke şarkıları olarak sınıflandırıldıkları belli olmaktadır. Bu tanımlar bizi “Rembetika Rumca arabesk midir?” sorusuna götürür. Oysa, kökeni ne olursa olsun bizdeki karşılığı türkü veya sanat musikisine  tekabül eder. Darıldın mı cicim bana, nihavent gazel, Üsküdar’a gider iken, Yeni Türkü gubundan iyi tanıdığımız Nargile’nin Sesi-Yedikule,  Ada Sahilleri, Kadifeden Kesesi gibi şarkı ve türküler bazen Rumca bazen de Türkçe ezgilerle söylenegelirler.

Rembetika makamlarının Türkçe’den etkilendiği şüphe götürmez. Zaten Osmanlı kafe müzikleri ve Rembetika şarkıları arasında dil dışında ciddi bir farklılık da görülmemektedir.  Kitap da sıkça bahsedilen ve en son bölümde Peyami’nin, Şikago’da Dimitri’ye emanet ettiği Kafe Aman geleneği bunun en iyi bilinen örneğidir. II. Dünya savaşının ardından doğu müziği enstrümanları yerini daha çok batılı çalgılara terk etmiştir. Vasilis Tsitsanis’in besteleriyle de tavernelarla kucaklaşmıştır. 1950’li yılların ortalarından itibarenden de, bu müzik türü yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmiştir.

Takdir edersiniz ki, sayfamızın ne tarihsel ne de müzikal anlamda bir iddiası yoktur. Ancak Türkçe ve Rumca parçaların Roza Eskenazi’nin sesiyle nasıl da güzel kaynaştığını görmek, bulunduğumuz toprakların kültürel zenginliğini, müziğinin tınısını bir kez daha dinlemek başlı başına bir mutluluk kaynağıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: